Skip to content


Ne ağır şarkıymış meğer.

sen misin bu hallerde olmama sebep? inanmak gelmiyor içimden!
oysa ki durmaksızın süren kavgalar; meğer aşkın cilveleriymiş…
ellerim bomboş, yüreğimde bir sızı, ateşe atılmış bir demir gibi kor hala,
ellerim bomboş, gözümde yaşlarla; güneşin kavurduğu bir çöldeyim…”

Posted in Blog, Music.


1 Ocak 2010 şifa niyetine Deli Sürüşü

Bu yılın daha önce geçirdiğim hiçbir yıla benzemesini istemiyorum. Bu yüzden, 31 Aralık gecesi sıçana osurana kadar içmek ve dağıtmak yerine, bir arkadaşımın Kadıköy’de verdiği “Yılbaşında evden çıkılmaz” başlıklı “Buluşması”na gidip, gece 12.30 gibi mantıklı bir saatte eve dönüp uyuyup, ertesi sabah 7.50′de uyandım. Tek amacım var. Gürcan’ın aklından çıkan, İstanbul  – Bursa Orhangazi ve İznik arasında bir yerde bulunan Keramet köyü’nün ılıcasına gitmek ve gayet yüzmek konulu bir deli sürüşü yapmak. Yol, 85 kilometre sürüş, 1 saat kadar feribottan mütevellit. Yaparım diyip çıktım haliyle.

Gürcan’ın evine uğradıktan sonra yeni tanıştığım Mustafa ağabeyle birlikte çıktık yola. Canozor’un feribotta dervileceği kadar çok dalga vardı. O yüzden biraz endişelenmedim değil. Zaten bizden sonra iptal etmişler tüm Eskihisar – Yalova seferlerini. Aksi gibi zaten fotoğraf makinemi almayı unutmuşum, bir de dönüşte tüm körfezi dolaşmak zorunda kaldık.

Yolda tek problem rüzgardı. Gürcan, Mustafa ve ben resmen rüzgar yüzünden sekiz çizdik yolda. Ben biraz daha yere yakın olduğumdan Gürcan kadar etkilenmedim. Adam resmen gitti gitti geldi.

Orhangazi’de Yusuf’un Yeri’nde köfteleri mideye indirdik. Sonrasında İznik tabelalarını takip ederek Keramet tabelasını bulduk ancak dönmemek gerekiyor ordan, biraz ilerde Ilıca tabelası var. Asıl nokta orası.

Hayatımda ilk defa böyle güzel bir yer gördüm. Konuşmama gerek yok, 1 Ocak, yeni yıla yani, gökyüzü altında YÜZEREK girdim. 35 derece su sıcaklığı. Priceless!

Posted in Blog.

Tagged with , , , , , , , , , .


Bu konuda çok ciddiyim.

Ansiklopedik olmadığı sürece bir şeyi okumayı hiç sevmiyorum. Okuduğum şey, anında bilgi olarak dönmeli bana.
Sırf bu yüzden akademik metinleri de sevmem. Zengin görünsün diye uzattıkça uzatırlar konuyu; derinlemesine analiz yapar gibi görülür ama aslında onlarca sayfa arasında anlattığı hiçbir şey yoktur. Bilgi kırıntılarını cımbızla seçmek zorunda bırakılırsınız hep.

Özellikle ders kitapları, şişirilmiş yorumlardan ibarettir. Ders kitaplarında sayfalarca şey okuyup, hiçbir şey öğrenemediğimden, o boş sayfalardaki bilgi eksikliğinden dolayı ders çalışmayı hiçbir zaman sevmedim. Bu yüzden derslerim hep kötüydü. Onların yerine hep ansiklopedi okudum liseden mezun olana kadar.

Birileri, benim gibi düşünüyor mudur acaba?

Posted in Blog.

Tagged with , .


Best Buy Türkiye’de (Mavi Tişörtlüler geldi!)

Best Buy, iki seneyi aşkın pazar araştırması ve fizibilite çalışmasının ardından, tüm konumlandırması ve çalışan altyapısı incik cıncık planlanarak Türkiye pazarına sonunda girdi.

Best Buy, Avrupa’daki ilk mağazasını İzmir’de açtı açacak, şu an Balçova’da büyük bir telaş ve heyecan var biliyorum.

Dünya’nın en büyük tüketici elektroniği perakandecisi Best Buy’ın toplamda 9 markası ve 155 binden fazla çalışanı bulunuyor. Firmanın müşteri ile doğrudan etkileşime giren çalışanları ikiye ayrılıyor, Mavi Tişörtlüler ve Geek Squad. Geek Squad çok daha rafine teknoloji bilgisine sahip, hazırcevap ve her konuya hakim her mağazada mağazanın en merkezi konumunda bulunacak, işi satış olmayan, tüketicinin en kazık sorularına cevap vermek olan bir ekip. Mavi Tişörtlüler ise bilindik sıradan satış danışmanlarından çok farklı olarak, müşterinin ihtiyacına uygun ürünü seçmesi için yardımcı olmak üzere yetiştiriliyor.

Yani Mavi Tişörtlü’lerin amacı size pahalı olanı satarak primlerini doldurmak değil, ihtiyacınız olanı satın almanızı sağlamak ve satın aldığınız ürün konusunda sizi bilgilendirmek.

Bu günümüzde hemen her teknoloji marketinde duymaya alıştığım “o reyonla ben ilgilenmiyorum diğer arkadaşlara sorun” cümlesinin soğuk gerçekliği karşısında tokat gibi yükseliyor.

Firma zaten daha web sitesiyle esasen ne kadar farklı olduğunu gösteriyor. Yabancı sermayeli rakiplerinin aksine, bir katalog sitesi yerine, tüketiciye bilgi veren tonla makaleyle dolu şekilde yayına başladı bestbuy.com.tr. Gamers Club adında kurmaya hazırlandığı ve Türkiye’li oyuncuların kalbini 12′den vuracak planların yapıldığını bildiğim bir oluşum bu.

Global pazardaki birikimini Türkiye pazarında nasıl kullanacağını ve elde edeceği sonuçları sabırsızlıkla bekliyorum. Umarım, akıllarından geçeni yaparlar ve yine umarım, başarıları Türkiye’de teknoloji tedarikçilerinde kemikleşmiş “ürünümü satarım, bilançoma bakarım” zihniyetine büyük bir balta vurarak genelin kalitesini yükseltir.

Bu arada, söylemeden duramayacağım. Alienware’i getirdiler. Slingbox’u da getirdiler. Helal olsun. N810′u da getirirlerse tüm Geek’lerin kalbini yiyecekler.

Afiyet olsun ne diyeyim.

Posted in Blog, News.


Aidiyet

Bin beşyüz farklı yerde farklı şekillerde dile getirdim muhtemelen, bir daha dile getireyim. İnsanın hayata bağlı kalmasının en önemli nedeni bana göre aidiyet. Bir şeye ait hissetmeye çalışıyoruz, bir takıma, bir partiye, bir düşünceye, bir kadına, bir anneye, bir babaya kardeşe, arkadaşlara, sosyal statüye… Hiçliğe düşünce sigaraya, içkiye, uyuşturucuya. Hiçbir şeye ait hissedemediğimizde uyku hapına, ipe, boşluğa, rüzgara, mermiye… Bu “ait” olmanın en kolay yolu, şehire ait olmak. Çünkü şehir senin aidiyetini asla reddetmez. Ama kadın eder, anne veya baba eder, uyuşturucu eder, hatta mermi bile eder. Ama şehir asla aidiyetini reddetmez. Yapamaz çünkü, senin gibi çaresiz milyonlarca insandan beslenir şehir. Ben şehire ait olmak yerine bir kadına ait olmayı yeğlerım. Gerçi hoş, aidiyetimi kabul eden kadın daha çıkmadı ortaya. (Depresyonlarda bu hafta)

Posted in Blog.


zalambodont.org

Benim de tumblr’ım var, ben de cool’um. Benim de Tumblr’ım var. Ben de cool’uuum.

http://www.zalambodont.org

Posted in Blog.

Tagged with .


zalambOdOnt nedir hacı?

<entry title=”zalambodont” id=”8696823″ date=”2005-12-15T14:04:36.890″>
ilk olarak 92 yilinda izlenmis olan tazmanya canavari isimli cizgi filmin “mom’s and taz’s” isimli bolumunde gordugum ve o zamanlar yasimin verdigi yanilsama yuzunden “zalambodont” olarak algiladigim zalambdodont tabirinin yandan yemis hali.

bahsi gecen cizgi film bolumunde ortaya ¢ikan turlu aksilikler yuzunden taz ve otel isletmecisi isvereni bir cukura duserler, turlu tabu sudur budur oyunlarindan sonar scrabble oynamaya baslarlar. isveren kadin oyuna zalambdodont yazar ve bu tabirin “bir cins kostebegin azi disi dizilis sekli” oldugu ortaya ¢ikar. bu denli kucuk yasimda benimsemis oldugumdan oturu, typo oldugunu bile bile sozlukten her ucurulusumda inatla tekrar bu nick’i alma sebebim budur. ve evet kendisi sozlukten 3 ya da 4 defa ucurulmus olan eski bir yazardir.

2004’un son donemlerine kadar nerede olduguna bakmaksizin hoplayan, ziplayan kendinden gecen cilgin bir insandi. artik duruldu. kucuk ve kimine gore “onemsiz” olan her seyi takardi, kimseye “gecirmek” “ayar vermek” “satasmak” gibi tavirlar sergilemedigi icin ayni seyi kendisi icin de isterdi, sozluk icinde yazar hakkinda bolumunde yazan altinci nesil yazar ibaresini de takardi, ondan da vazgecti. insanlarin hepsine “ne olduguna bakmaksizin” sicakkanli davranirdi, bunun bir hata oldugunu gordu bundan da vazgecti sonra.

su anda okudugunuzu ise sozlukte yazmaya devam etmek icin degil bes yila yakin bir sure zarfini “tamamen” sozlukte gecirdigi icin bir vefa niyetine “account”unun sozlukte bulunmasi gerektigini hissettigi icin yazdi. tanidigi insanlarin en mukemmellerini sozlukte tanidi, ayni sekilde hayati boyunca bulasmak dahi istemeyecegi kadar ezik ama disariya saldirarak ezikligini ort-bas etmek icin var olan; uzun birseyler yazdigi zaman bir bok oldugunu zanneden, sozlugun asil “veri bankasi” donemlerini yasamadigi halde oturup “sozluge bir katki yaptigi yok, tek istedigi ilgi cekmek” diye kuyrugundan cekilmis kedi misali sahsima saldirmaktan cekinmeyecek ve daha once “warm to everyone” olan kisiligimi “aminiza koyayim sizin gibi insanlarin” moduna cevirebilecek kadar “basarili” insanlari da sozlukten tanidi. daha doğrusu bu tarz düsük yasam formlarinin olabileceginin farkina vardi. satasmalara müsait bir insan degildir. cunku cabuk parlar, kolay alev alir. ama hicbir zaman “o konu kapandi” gibi bir laf soylerken “tehdit” eden bir insan degildir. bisikleti sever, dans etmeyi de. bilgisayar basinda saatlerini gecirebilir ama yemek yemeyi asla unutmaz.

paranoyaktir, sozlukten son ucurulusunun sebebi de muhtemelen paranoyasidir. bundan sonra ise sozlukten ucurulacagini simdilik tahmin etmedigim yazardir. cazin her turlusunu sever, 85’ten once olmus olan olaylar ilgisini ceker. her konuda az da olsa bilgisi vardir. cocuklugunu ansiklopedi okuyarak gecirmistir ne de olsa. ismi meric, soyismi kara’dir. 21 haziran 1983 iskenderun/hatay dogumludur. bir donem ukte olarak karsisina cikan iki metrelik bir zenci sevgilisi asla olmamistir. ama iki metrelik, zenci, ve mataralara su koymaktan hoslanan bir dolu arkadasi vardir.

/evet, sozluk backup’ımı buldum/

Posted in Blog.


ntvmsnbc’den neden ayrıldım.

Bugün aynı soru tekrar soruldu, “abicim işine karışmak gibi olmasın ama, medyayı bırakıp kodculuğa geçmek ne kadar doğru” şeklinde.

Bu sorunun cevabını vermek lazım. ntvmsnbc’de gerçekten çok mutluydum, çalışma arkadaşlarım muhteşemdi, NTV zaten apayrı bir ekol. Bir gazetecinin çalışabileceği en iyi kurumdur Doğuş Yayın Grubu. Böyle bir yerden ayrılmak ise gerçekten verilmesi zor bir karar. Ancak, benim karakterim biraz, -Oray Eğin’in deyişiyle- “LOUD”, McCann’den iş arkadaşım Tolga Hırsova’nın deyişiyle de “Ritmi bozuk”.

Herkes sabit bir ritmle tik tak işleri götürürken, ben tak tik şeklinde ilerliyorum, bana profesyonel hayatımda sorun yaşattı mı? Hayır. Şu güne kadar yaptığım hiçbir işi eksik bitirmedim. İsteyene sorabilirsiniz. Zaten bazı sosyal medya guruları gibi çalıştığım her işten kovulmamış olduğum da profesyonel karakterimin oldukça sağlam olduğunun bir göstergesi olsa gerek. “Yenilikçi, birleştirici, blog yazarı” gibi “yaptığın yenilik nedir” veya “neyi birleştirdin sen”, “iyi ama blogunu da sürekli güncellemiyorsun ki yavrum”  gibi sorulara cevap veremeyecek insanlar gibi yalan sıfatlarla dolaşmıyorum. Yaptığım belli, eserlerim belli. Yani bu konuda bir sıkıntımız yok. Ancak bu bozuk ritm, karşımdaki insanların beni anlamamasına, anlamadığına da hemen etiket yapıştırmasına neden oluyor. Continued…

Posted in Blog.


Sibirya’dan neden kız alınmaz?

Açıklayacağım ama önce lütfen videoyu izleyin.


Continued…

Posted in Blog.


Ama ben rüzgarı sürmek istiyorum!

Dışarda iyiden iyiye lodos kendini gösteriyor. Kendisi çıldırmış durumda. Ben iyiden iyiye rüzgarı sürmek istiyorum yüzüme.

Arkada Last.fm Black or White ile günümü gün ederken, ben Macaulay Culkin olmayı ne kadar çok istediğimi hatırlıyorum :D

Kafam yamuk yumuk lan, herifin bi kere kafatası yumurta gibi en bilmediğin. Herif klipte ne güzel rap modunda takılıyordu. Şirin adam lan.

Dün Year One’ı izlemeye kasarken, Full HD görüntünün Osman’a göre olmadığını tekrar kanıtlamış oldum. Bir kısım gelişmeler sayesinde belki önümüzdeki yıl için enteresan açılımlara gark olabilirim. Bir de işyerinde ilk defa aradığım huzuru buldum.

Daha önceki çalıştığım yerlerdeki insanlarla da aram iyiydi, oldukça da güzel ekiplerle çalıştım ama, bu ekibin güzelliği bir başka. Ortamın IQ seviyesi yüksek olunca olay farklılaşıyor tabi. Kendini aptal hissediyorsun.

Kendimi aptal hissetmeyi özlemişim. Bir de. Evet, kafam açılmaya başlamış :(

Posted in Blog.