Category: Music

Sweet Home Chicago!

C’mon baby don’t you wanna go?

Şu ana kadar bu mantıkla yazılmış kim bilir kaç şarkı var, “haydi bebek, takıl bana yaşa hayatı” formunda, hani “özgüvenini yiyim senin” dedirten cinsten. Kim bilir daha kaç tane daha yazılacak.
Nedense bunu sabah akşam dinler hale geldim son üç günde. Huzuru kalmamış bir evden “Sweet Home” tümcesinin yükselmesi esasında tezatın dik alası iken omuzları bir aşağı bir yukarı salınıma uğratıp dans etmek :)

Belki de huzur için içimde hala bir umut olduğundan…

Back to the that same old place… SWEET HOME CHICAGO !

La Vie En Rose

Arkadaş arşivde yıllardır yatan bunca şey birden winamp’ın shuffle kerameti şeklinde nasıl kroşeyi indirip şaşkaloz ediyor adamı.
HAYRET!

La Vie En Rose aslen bir Edith Piaf eseri, Tony Bennet‘in 2004 tarihli A Wonderful World isimli albümünde yeniden yorumlanmış. En son Jeux d’Enfants‘ta yamultmuştu bünyemi. Üç yıl sonra yeniden kendime gelmemi sağladı.

Güzel.

Viaticum!

İki haftadır süren lakin hala hakkını vermediğimi düşündüğüm vize dönemi yarın saat 11.45 itibari ile bitiyor.
Şu anda ise ekonometri adı verilen karın ağrısıyla cebelleşmekteyim sayın jazzirti.
Müzik olmadan olmazdı sanırım, tüm geceyi geçirmek, sabahına dinç kalmak. Bir de üstüne okula gidip sınava girdikten sonra eve geri dönüş yolunu bulabilmek, üç-dört saat -o da olursa- uyuyup tekrardan kağıtların arasında kaybolmak.

Şu anki ruh halimi Tide of Trepidation‘dan başkası asla tanımlayamazdı. Çok yansıtmak istemediğim -çünkü tanıyan edenler zaten yeteri kadar biliyorlar, daha fazla kişinin bilmesinin alemi yok- ama içten içe beni ısıtan muhteremin bugün doğum günü, babasının geçen sene yaptığı gibi “ruhum bugün senin doğum günün, hadi, yeniden doğdun, gel yanımıza” demek geldi içimden telefonu açtığında, sadece “happy birthday” şarkısını söyleyebildim…
Dün gece yine EST dinlerken, onu arayıp konuşmak istedim yasaklanmamış olsam, arayacaktım. neyse.

Bir yandan rapidshare’e yükleniyor Tide of Trepidation. kendisi Esbjörn Svensson Trio (kısaca EST dediğimiz. bir yandan da iki gündür bu kısaltmanın başka bir kısaltmaya -ESB- ye doğru uzandığını düşünüp duruyorum. içimde kalmasın söyleyeyim)’nun -bu parantez içlerini uzattıkça uzatma huyumdan vazgeçmeliyim- Viaticum isimli albümünün giriş parçası. Albüm de enfes açıkçası. Girişinden belli. İsveçlileri sevmemek elde değil.

Esbjörn amcamlar geçen sene İstanbul’a geldiklerinde bihaber miydim, salak mıydım yoksa gidecek param mı yoktu hatırlamıyorum.

dinledikçe kafamı duvarlara vuruyorum.