Yayma, yaydıkça sıra sana gelecek!

11 Mayıs 2009 Sansüre Sansür! “Yay Hareketi”

Yay! Hareketi, adı üstünde, yaymaktan geliyor. Sanal ortamda, gerçek hayatta, elimizden geldiğince tepkimizi yaymak anlamını içeriyor.

Bu doğrultuda, elimizde çeşitli malzemelerimiz ve yönetmen arkadaşımız İlkay Kopan’ın çektiği videolarımız var.

11 Mayıs itibariyle, videolarımızı, manifestomuzla beraber bloglarımızda yayınlayarak, ortak bir mesaj vermeyi hedefliyoruz. Aynı gün, aynı mesajla ortaya atılarak kamuoyunun dikkatini çekmeyi amaçlıyoruz.

Öte yandan, videolar ve banner’lar sanalda yayılırken, gerçek hayatta da boş durmuyoruz tabii ki. Tepkimizi internetten çıkarıp, dışarıda da göstermek için poster ve sticker gibi malzemelerimizden faydalanacağız. Amaç belli: Sansür, her yerde karşınıza çıkabilir. Malzemeler de bu doğrultuda hazırlandı, boşlukları malzemeyi kullandığınız yere göre yazabilirsiniz.

Örneğin, posteri bir restorana astınız, boşluğu “Bu restorana erişim engellenmiştir” şeklinde doldurabilirsiniz.

Bu fikirden hareketle aklınıza yeni bir malzeme fikri gelirse, atış serbest. Neler mi olabilir? Tribünlerde “bu tribüne erişim engellenmiştir” pankartı açmak olabilir, yine mecrasına uygun mesajlarla amerikan servis, tişört, bardak altlığı, föy, stensil gibi daha pek çok şey olabilir, bundan sonrası hepimizin hayal gücüne kalıyor aslında.

Sizden tek isteğimiz, bu malzemeleri kullandığınızda ya da gerçek hayatta karşınıza çıktığında, hemen bir fotoğrafını çekip, nerede olduğu bilgisiyle birlikte bize göndermeniz. Hareketin ne kadar yayıldığını görmek ve fotoğraflarla sitemizde sergilemek istiyoruz.

Kısıtlı sayıda malzeme elimizden bulunuyor. Bir süre için bize yazarak malzeme temin edebilirsiniz ya da doğrudan bu sayfadan indirip, kendiniz basabilirsiniz.

01 – Pisuvar

02 – Market

03 – Otopark

04 – Manav

05 – Kitapçı

Kendime not:

Salak olma, karpuz kabuğu denize düşene kadar, popolar denizle ıslanana kadar sadece t-shirt ve mont ile motora binme. Sonra şimdiki gibi ıslak bir burunla yataktan çıkamaz hale geliyorsun. Salaklık et-me! (Hastaneye götürün beni çok fenayım)

Donla Taran

Hayır, kesinlikle Ali Taran ile alaka kurmayacağım. Bu blogun içeriği her gün en ücra köşemize giydiğimiz donlar ve taşıdıkları anlamlar üzerine. Read more

Dak digi dak

“Ebeni sikeyim” küfüründen “seni doğurtanla cinsel ilişkiye gireyim” anlamını çıkaranlardan değilseniz, “ebem ölmüş” dediğimde ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Niğde Ulukışla’lıdır benim ebem. Bildiğin, sert çekirdek Anadolu Kadını. 99 yaşına kadar ayakta kalabilmiş, savaşı görmüş, “Yeşil gözlüydü vallahaaa” diyen, o gözündeki katarakt olmasa, senden benden sağlıklı Cennet karı. Konya Ereğli’de teyzemin üst katından gelen patırtıyla gitmiş. Öğlen kebap yemiş. Düşünsenize, 99 yaşında, kebap yiyebilecek kadar sağlıklı bir kadındı ebem.

Hayatımda duyduğum en bomba küfürleri ondan duyduğum için, hiç öyle üzülesim gelmiyor. Aklıma gelince duygulanmıyorum, kahkahalarla gülüyorum yahu. Hani “Sürahi Hanım” karakteri vardı ya, Yasemin Yalçın’dan hiç hazzetmem ama oradaki aksi ihtiyar tasfiri, 50 kilo eksiğiyle benim ebemdi resmen. Hani ufak bir sempatim varsa Yasemin Yalçın’a, o da ebemin kredisidir, ötesi değil.

Bende biraz agresiflik var, böyle arada şartel atıyor çıldırıyorum, bilen biliyor. Ebemden kalan bir özellik olsa gerek. Kadın bi sinirlenirdi, açardı ağzını yumardı gözünü ama ne yummak. “Dan demeden dagıladı da avradını siktiğimin davşanı” mı dersin, “Bettigin itinin önü dölleri sizii” mi dersin yazdığımda anlaşılması mümkün olmayan bir sürü küfür ve yine ne anlama geldiğini anlamak için şifre çözücü gereken ninnileri.

Dak digi daak digi digi dak. Dak digi dak dak digi digi daaaak

Adana’ya gide gele götüm çıktı gide gele çuçu papa çuçu papa çuçu papa

Bu ilkinden hiçbir şey anlamazdım ama ikincisi, galiba ikinci eşi olan dedem’den esinlenilerek yazılmış bir şey. Rahmetli Mevlüt dedem, iki çocuklu Cennet karıyı aldığında Ulukışla tren istasyonunda memurmuş. Herhalde bu adanaya gide gele götü çıkan şey, Ulukışla’nın dağlarında canı yanan tren lokomotifi falandı. Aslında, dak digi dak’ın da trenin raylar üzerinde giderken çıkardığı ses olması muhtemel ama. Bilemedim.

Bu Cennet karı, ya da bizim ağzımızla “Cinnet Karı” ben 9-10 yaşımdayken, iki parmağını ağzımdan içeri sokar, tek eliyle havaya kaldırırdı (parmaklar böyle damağa yerleştirilir, üst çene den tutulmak suretiyle havaya kaldırılır) “Ensen kuvvetli olsun, boyunu deviremesinler, hastalık kapmayasın” diye yapardı bunu. Modern tıbbın bir yanıtı var mıdır bilmem ama, dana gibi sağlıklıyım. Hastane olayına da ya diş servisine, ya da gözlük yenilemek için gidiyorum. (Kulak zarını patlatma, kemik kırma gibi ekstrem olayları geçiniz, onları saymadık).

Konya Ereğli’de, 500 Evler Kooperatifinde bir evimiz vardı, iki yaz önce sattık. O evde çocukluğumun en komik anılarını yaşarken Cennet karı da oradaydı. Sadece birisini anlatarak durumun ne şekil olduğunu belirteyim. Efendim bu hanım Cennet, pratisyen doktora gitmiş öksürüyorum diye. Pratisyen hekim de yaşlı teyze senin neyin var, neyin yok diye ilgilenmiş. Eve geri döndüğünde “Doktor beni beğendi, benlen evlenmek ister gaaayzzz” diye anneme söylenip yatır! Anam tutar “Gayz nööryon iki koca yetmedi mi gaayz” diye yanıt verir ama ebem anında parlayarak “Sen beni gızkanıyon gayyz! gızkanma” diye çığırır kavga kıyamet kopar. 

O doktor, Hulusi bey, şu an benim küçük teyzemin kızı Elif ile evli :)

Okulu 7 yılda bitirdim ben. En son gördüğümde “Mektep bitmedi mi hee?” diye sormuştu. Bitmedi diyince de, “Ne bitmez çilen varmış oğlum senin, ne zaman evlencen bana bak? var mı şırfıntın” diye ekleyince, “Yok” dediğimde “Bana bak oğlan mısın sen? Fadimenin kuru Okan’ı bile evlenmiş sen niye yatır durursun” demişti. Gülmüştük.

Hep gülmüştük be.

Ah be Cennet karı.100’ü görürsün diye düşünüyordum ama 99’da tıkladın. Mekanın da adın gibi Cennet olsun, şimdi git bakalım orada iki kocayın başına cinnet ör hee?

Beyaz Tavşan

Bir hap seni buyutur, diger hap ise kucultur
Annenin sana verdikleri ise hicbir ise yaramaz
Alice’e sor o kocaman oldugunda
Tavsani takibe gecerse dusecegini biliyor muydu diye
Alice’e sor o kucucuk oldugunda
Satranc tahtasindaki adamlar ayaga kalkip gidecegi yonu tarif etmisler miydi
Senin ellerinde bir ¢esit mantar var ve aklin bunu cozumleyemiyor
Git de Alice’e sor sanirim ne oldugunu biliyordur.
Mantiginla ters orantiya dusup camura karistiginda
Tersten konusan beyaz sovalye ve kirmizi kraliceyi gordugunde dormouse’un Soyledigini hatirla
Zihnini besle
Zihnini besle

Burnuma konan sinek

Geçenlerde burnuma bir sinek kondu onunla çok güzel bir sohbet yaşadık. Ev sahibine ziyarete gelen kişi o olduğundan selam verdi. Kitapda da yazar selam verenin selamını almamak günah. Aldım selamını.

Read more

Miss Turkey 2009 için Blogger aranıyor

NTV, Miss Turkey 2009 Güzellik Yarışması için blog yazarı arıyor!
İşte az önce tarafıma gelen Murat Kahraman e-postası ve detaylar!

Miss Turkey 2009 Güzellik Yarışması için blog yazarı arıyoruz!

12-29 Nisan 2009 tarihleri arasında gerçekleşecek Miss Turkey 2009 Güzellik Yarışması için bu süre içerisinde güzel adaylarımızla birlikte yarışmanın tüm süreçlerinde yer alacak, kamp, eğitimler, elemeler ve adaylar hakkında Miss Turkey 2009 blogunda canlı blogging yapabilecek blog yazarları arıyoruz.

Aradığımız özellikler;

  • Miss Turkey yarışmalarına yabancı olmamalı, geçtiğimiz yıllarda en azından yarışmayı izlemiş olmalı,
  • Modellik, moda, fotoğrafçılık, kozmetik gibi konularda fikir sahibi olmalı,
  • WordPress arayüzlerine hakim olmalı,
  • Kamptan canlı blog yazabilecek kadar yazmayı sevmeli,
  • Mümkünse referans alabileceğimiz düzenli yazdığı bir blogu olmalı
  • 12-29 Nisan 2009 arasında en az 4 tam gününü kampta (Şile Dedeman Oteli) geçirebilecek olmalı

“Evet, ben bunu yapmak isterim” diyenler murat.kahraman[at]ntv.com.tr adresinden bana ulaşabilirler.

Tontişi göstermeden sweat-shirt çıkarma

Efendim, sabahları ve akşamları motor üzerinde ofise gel-git yaptığımdan, havalar da malum, bir açıp bir kapadığından biraz lahana formatında giyinmek durumunda kalıyorum.

İş bu sebepten, fanila üstüne sweat-shirt, onun üstüne t-shirt ve üstüne korumalı mont ile işin içinden çıkabiliyorum ve fakat, ofiste yer alan cehennem sıcaklarından ötürü, bu t-shirt altındaki sweat-shirt, terlemeyi pek sevmeyen bendeniz için bir işkence haline geliyor.

Aha da bu sebepten, uzun zamandır uyguladığım “tontişi göstermeden” sweat-shirt’ü t-shirt’ün altından çıkarma tekniğini sizlerle paylaşmak istiyorum.

  1. Öncelikle -varsa- kask, gözlük, küpe, piercing gibi takılması durumunda korkunç acıya yer verecek her şey kafadan sıyırılır (peruk dahil)
  2. Sağ kol, t-shirt ve fanilanın kolu tutularak gövdeye doğru çekilir, kol bir şekilde tontişi göstermeden t-shirt ve sweat-shirt arasından geçirilerek t-shirtten çıkarılır.
  3. Bu aşamada, t-shirt’ün altındaki sweat-shirt, bir kolu çıkık şekilde kalmıştır. T-shirt ise düzgün giyili durumdadır.
  4. Sweat-shirt, yani alttaki katman, kafanın çıktığı delikten tutulmak suretiyle kafa, sweat-shirtten kurtarılır, bu aşamada sağ kol da aynı delikten çıkarılmalıdır. Bu aşamada, alttaki katmanın sadece sol kol tarafı giyili durumdadır.
  5. Sol kolda bulunan alt katman, yani sweat-shirt tutulmak suretiyle çekilir. Ve sweat-shirt’ün tamamı t-shirt’ün sol kolundan çıkana kadar çekmeye devam edilir.
  6. Tebrikler, tontişi göstermeden üzerinizdeki katmanlardan altta olandan kurtuldunuz.

Bu da videosu:

Tontişi göstermeden Sweatshirt çıkarma teknolojisi. from Meriç Kara on Vimeo.