YouTube en sonunda açıldı!

Ülkemizde neredeyse bir yıldır kapalı olan YouTube, yurdun bazı kesimlerinde yer yer sağanak bağlantılı olarak erişime açıldı. Son olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Ben yutüba giriyorum, siz de girin” diyerek onore ettiği YouTube’un açılması yurdun bir çok noktasında 21 pare mouse tıklamasıyla kutlandı.

Deniz Tan, YouTube'un açılmasını ekranına sarılarak kutladı
Deniz Tan, YouTube'un açılmasını monitörüne sarılarak kutladı

“Senin Tüpün” anlamına gelen siteye girişte, kullanıcıları bir çok sürpriz bekliyor. Türkiye’den erişime kapatıldığı günden beri bir çok devrime sahne olan YouTube sitesi, artık 4:3 değil, 16:9 oranında video oynatıyor. Aynı zamanda canlı yayına da başlayan site üzerindeki münafık sayısının, Türkiye’den özgürce girilebildiği günlerdeki sayının  %8545’ine çıktığı, aradan geçen bunca zaman içerisinde Atatürk’e hakaret eden 12489 99 7 217878 adet video eklendiği biliniyor.

Döner yuvarlaklar

“Teknolojinin döner taşlarından biri olan CD bile “Teknoloji Müzik İçindir” iddiamın başlı başına bir kanıtı.”

Müzik yuvarlakları döndürerek evrilmeye başladı, insanoğlu girintiler ve çıkıntılardan oluşan tek bir şeridi yuvarlaya yuvarlaya bir teker haline getirdiğinde üzerine sesleri kaydedebildiğini fark ettiği gün, teknolojinin müziğin hizmetinde kul köle olacağının sinyalleri alınmaya başladı.

Philips, ki dönemin en büyük plak ve plakçalar üreticisidir, ilk CD standardını geliştirirken 74 dakikalık ses saklamayı düşünmüş önce, o güne kadar bestelenmiş aralıksız en uzun eser 74 dakika olduğu için. CD müzik için geliştirilmiş. Yuvarlak şeklinde. Tabi bu yuvarlaklar durmamışlar, ardından daha yüksek tanımlı ses ve görüntü için DVD’ler, daha yüksek tanımlı ses ve görüntü için Blu-ray’ler, HD-DVD’ler gelmiş…

Tabi bir de bir düzlemde olmayan yuvarlak dönerler var. Kaset bantları gibi. Kraftwerk adında inanılmaz bir Alman dörtlü, 1970’lerde bol tekrarlı tınıları sahnede sürekli çalmak yerine kaydettikleri kaset bantlarının tekrarlayan bölümlerini yapıştırarak yarattıkları “sample”larla (örneklem) tam 22 dakikalık Autobahn isimli eseri oluşturmuşlar. Daha sonraları bu teknik birçok müzisyene ilham vermiş, bu “tekrarlama” ve “örnekleme” yöntemleri sayesinde günümüzde bir çok albüm kolaylıkla yapılır hale gelmiş.

Eskiyi bir düşünün, bir albüm yapmanın maliyetini, plak bir kere tekrar tekrar kullanıldığında hiçbir zaman ilk kayıttaki ses kalitesini vermiyor, seslerin kayıt edilmesi için bir tek şans var, o da ilk çekim. Bir hata yapıldığında kayıt ortamını at çöpe gitsin. Bununla birlikte teknik seri üretim için yeterli değil, bir albüm yaptınız tamam, bundan sonra satışa yetişecek diğer kopyaları yaratmak kalıyor, o kadar plak nasıl basılacak? Hem maliyeti de çok yüksek!

Peki ya günümüz? Şimdi insanlar evlerinden çıkmadan milyonlar satabilecek bir albümü kayıt edebiliyorlar, hata olduğu zaman ise tekrardan başlayabiliyorlar. Sesleri çirkinse ona da çözüm var. Eskisi gibi değil.

Müziğin bol kazanç getirdiği fark edildiği andan beri teknoloji müzik için geliştirilmiştir. Gelişen teknoloji “Müzik”in daha kolay üretilmesini sağlamış, üretim maliyetlerini düşürmüş ve bu şekilde kârlılığını arttırmıştır.

Bu da şimdilik son sözümdür.

Teknoloji müzik içindir!

“Herkes teknolojinin hayatı kolaylaştırdığını sanır, bana bası verdikleri ilk güne kadar ben de öyle sanırdım.”

80’ler bir garipti; büyük vatkalar, pantolon içinde hapis edilen kazaklar, dili dışarda ayakkabılar, Maykıl Ceksın, 5 vitesli Doğan SL’ler (Süper Lüks), vokuhila modeli saçlar ve saymakla bitmeyecek korkunç nesneler.

Şanslı olanlarımız o yıllarda şu an “dalga geçilen” korkunç 80ler nesnelerinden tırsıp kıyıda köşede kalan Commodore, Amiga, Sinclair vb. elektronik cihazlarla karşılaştı. Bir kısmımız ailelerin “oyuncak” diye nitelendirdiği bu “pahalı” bilgisayarları sadece oyun oynamak için kullandı, kimimizse kod yazmak, müzik yapmak için. Şimdilerde kime sorsan “evet ya bende de vardı Commodore” tarzı bir laf duyabiliyor insan, hepsi BASIC’de kod yazmış falan. Bir gün ürünlerin distribütörlerinin arşivlerini ortaya çıkarıp kaç tane ürün satılmış bir öğreneceğim, eğer herkes doğru söylüyorlarsa adamlar paraya para dememişler 80’ler boyunca “naber lan kanka” demişler… Açık söyleyeyim bende bir tane Commodore 64 vardı, tanıdığım başka kimsede bu cihazdan olmadığından, tanıdığımı bırak, yaşadığım İskenderun’da bunlardan en fazla üç dört tane olduğundan ne yazık ki çocukluğum öyle çok C64 oyunlu, BASIC’li falan geçmedi. BASIC ile talışmam Türkiye’ye BBS’in geldiği (ya da benim ilk 14k modemime sahip olduğum) döneme denk gelir. Bu yüzden ben C64’ümle kısıtlı sayıda oyunu defalarca oynamaktan başka bir şey yapmadım, oyun oynadım, çünkü daha önce hiç duymadığım sesleri ilginç bir müziğe çeviriyordu bu aletler, şimdilerde o “ATARI müzikleri” elektronik müzik müptelalarının oldukça tuttuğu bir tarz haline geldi zaten… Kimilerimiz içinse hala bir yaşam tarzı.

Teknoloji ne içindir sorusuna herkes göz açıp kapama süresi içinde “hayatı kolaylaştırmak içindir” cevabını verir. Ben bu Pavlov refleksine karşı çıkıyorum arkadaşım. Teknoloji hayatı kolaylaştırmak için geliştirilmedi! Teknoloji müziği kolaylaştırmak için geliştirildi. Bugün bir bas gitarı bilgisayara bağlayıp kuş sesi çıkartabiliyorsam, bunun tek sebebi teknolojinin sadece müzik için geliştiriliyor olmasıdır. Başka da bir şey değil!

Saçmalamayı kesip işin özüne döneyim ben. Teknoloji öyle menem bir şey ki dokunduğu her yerde kendisini vazgeçilmez kılmayı başarmış. Öyle ki günümüzde içinde gram elektrik bulundurmayan akustik müzik aletlerinin en yalın seslerinin yükseldiği konser salonları bile yüksek mühendislik hesapları ile inşa ediliyor. Bu durum sadece günümüzde değil, tarihi yapıların mimarisinde bile gözlemlenebilen bir gerçek.

En ilkel kabilelerin enstrümanlarından Demo ortamlarına 8-bit müzik yapan scener’lara kadar her tınının içinde teknik mantığın izleri bulunuyor, bense Yahoyt mecrası üzerinden sizlere bu mantığın şimdi nerede olduğunu, nerelere ilerlediğini, genel konseptinden ne anladığımı ve müzik endüstrisinde teknolojinin konumu hakkında bildiklerim, öğrendiklerim başta olmak üzere teknik mantık-müzik ekseni etrafında dönenleri aktarmaya çalışacağım.

Umarım okurken eğlenir, eğlenirken gülersiniz. (ne demekse şimdi bu).

1

Yilin son ayinin ilk gununun bir baslangici beraberinde getirmesine delalet olusunu herhalde ancak Pazartesi olusu ile baglantilandirabilirim.

Az önce aklimi karistiran her seyi parcalayip cope attim, bunlardan birisi vardi ki; onu copten geri almak zorunda kaldim son bir defa bakmak icin. Baktigimda henuz buna hazir olmadigimi fark ettim. 32 yilini doldurdu… Pazardi, ve iPhone’umun su an Genius sayesinde caldigi sarki Sia’dan Sunday… ‘Sunday to be monday, yeah it will be okay’ diyor. Bu serefsiz rastlantilar zaten onu simdiye kadar silip atmama engel olan. Ne diyordum? Suclu ne bendim ne de o, bu yuzden anisini cope atamadim. Sanirim saklayacagim.

Ama geri kalanlaron buyuk kismini bu ironik birinci son gun ile birlikte geride birakacagim galiba. Bulundugum yere gelmeme neden olan olaylar zincirini baslatan guce karsi koymaya calismaktan biktim. Olmasi gerektigi gibi olsun.

Ehliyetlerin yenilenmesi lazımmış!

Bugün uzun zamandan beri yapmam gereken bir şeyi yaptım ve sonunda A2’yi alıp legal legal motosiklet kullanabilmem için kursa yazıldım (yani: boşuna para verdim). Ki, süper de bir şey öğrendim.

2009 yılının sonuna kadar üzerinde TC. Kimlik No. bulunmayan ehliyetlerin AB uyum yasaları kapsamında değişmesi gerekiyormuş. Eh kimsenin de bu durumdan haberi olmadığı için işlem kısa bir sürede halledilebiliyormuş. Bana da gün doğdu hemen sizlerle paylaşayım da kuyruklara takılmadan işinizi görün dedim :p

Bakınız gereken belgeler ve prosedür şu şekilde: (Ben A2 için başvururken aynı belgeleri götürdüğüm için sınava girdiğimde hacı şu benim şimdiki ehliyeti de değiştirin diycem olup bitecek, ücretlendirme var mı bilmiyorum)

  • 6 tane vesikalık fotoğraf
  • Sağlık raporu / ehliyet için, bunu ben 30 liraya kızılay sağlık merkezinden hallettim kadıköy rıhtım’da bulunan
  • Nüfus kağıdı, fotokopisi (iki tane)
  • Ehliyetin ta kendisi ve fotokopisi

Alın ehliyetinizi, herhangi bir İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne şahsen gidin, aynı gün ehliyetin boş haline imza atıyorsunuz, bir hafta sonra çıkmış oluyor. Eskisini bırakıp yenisini alıyormuşsunuz. Ücret alınacak mı, ne kadar ücret alınacak bilmiyorum, öğrenmek için google yaptım ancak iki saatin sonunda “Bu ülke e-devlet hahahahahahaahahaha ay ben buna gülüyorum rıfat ya ahahahahahahhaha” diyerek delirdim. Boşuna delirmeyin. (aramayın)

Tostumu yedim bekliyorum!

Az önce Friendfeed‘de okuduğum bir gönderi aklıma televizyon denen nesneyi hayatımdan temelli olarak çıkarmama neden olan bu cümleyi getirdi.

Hatırlamayanlara hatırlatmakla uğraşacak değilim ama. Yahu hala düşündükçe paralize oluyorum.

“Tostumu yedim bekliyorum”.

Aklı başı yerinde olan bir insan, nasıl böyle bir cümle kurup SMS olarak birine gönderebilir ya. Düşündükçe karnıma kramplar giriyor. Bir durum mu belirtmek istedin yoksa erotik bir mesaj mı vermek istedin. Bir de SMS’i tostunu yedikten hemen sonra mı yazdın yoksa önce elini yıkadın mı. Düşünsenize, bir obsesif tost yiyor ve daha ağzını peçeteyle silmeden telefonu alıyor elinde. Yağlı parmaklarla mesaj yazıyor. O telefonun halini düşündükçe üzülüyorum. Muhtemelen iki ay sonra “nalet telefon rezil ettin beni” diyerek kırılıp parçalanmıştır.

Ellerim yağlı, dudağımda iki üç kırıntı
Seni bekliyorum bebeğim
Eski sevgiliden tost olmaz demiştin…
Tostumu yedim bebeğim, yanılmışsın

Keşke aklımda oluşan görüntüyü satırlara aktarıp size yansıtma imkanım olsaydı.

Bedava Digitürk İzle, Bedava Film İndir

Sayın Digiturk PR ya da “ANTIFRAUD” Departmanı Yetkilisi,

(tabii eğer hala işten kovulmadıysanız ;) )

Ticari kaygınız nedeniyle istemeden ve farkında olmadan pek çok blog yazarının kişisel özgürlüğünü elinden aldınız.

Bunun beklenen sonucu olarak, an itibariyle, pek çok blog yazarı hem ailelerinin hem de dostlarının Digiturk aboneliklerini iptal ettirmeyi düşünüyor.

Müşteri kitlenizin en üst tabakasında yer alan, sinema paketleri ve yabancı dil kanallarının izleyicilerinin aynı zamanda Türkiye’de en aktif blog kullanıcıları olduğu gözünüzden kaçmaması gereken bir gerçek.

Marka imajınızın özellikle A+ grupta yerin dibine geçtiğinin ve geçmeye devam ettiğinin bilincinde olmalısınız.

Hatta zamanında, Danone‘nin kendi elinde olmadan içine düştüğü durumun İKİ MİLYON BLOGGER GÜCÜNDE daha kötü duruma, KENDİ ELLERİNİZ VE BECERİKSİZLİĞİNİZLE düşmüş olduğunuzun farkında olmalısınız.

Blogger altyapısının canlı ya da banttan yayın yapmaya olanak tanıyan imkan tanımadığı, üçüncü parti servislerden alınan embed kodlar kullanılarak başka bir servis üzerinden sağlanan içeriğe erişim sağlanması yoluyla dağıtıldığı, yani kendi sunucularında barındırmadığı herkes tarafından biliniyor. Buna rağmen Blogger.com’u engelleten güzide birimlerinizin başındakileri işten kovun bence. Bu işi bilen birilerini işe alın!

Eğer markanızı düşünüyorsanız, ve bu yaptıklarınızdan dolayı üzgünseniz size Sansüre Sansür hareketine ana sponsor olmayı öneririm.

Saygılarımla,

Bir Blog Yazarı

not:
Başlık hem SEO, hem de ironi amaçlıdır.

not 2:
Eğer şu an yasaklanmamış bir blogunuz varsa sizi de benzer bir çağrı yapmaya davet ediyorum (evet bu bir mimdir, ve bu yazıyı okuyan her blog yazarı bu mim’e davetlidir)

not 3:
Konu ile ilgili yorum ve düşüncelerinizi duymaktan mutlu olacağım.

not 4:
Blogunuzda bu konuyla ilgili tepkinizi belirmeye üşenmeyin (bkz: not 2)

not5:
Orjinal mim burada fikribol’da bulunmaktadır, ben biraz yorum kattım.

Tiptak.com buna duyarsız kalmayın.

TiPTAK.COM BETA V.2.0 YAYINDA Selamlar,

İlk beta sürümümüz kullanıcıların girdiği her türlü içerik için yetersiz kaldı. Bu nedenle, dönem dönem, hepinize e-mail atarak sizlerden eleştirilerinizi ve önerilerinizi istedik. Hemen her üyeden olumlu ve olumsuz eleştiriler aldık. Bize neyin nasıl olması gerektiğini ve ihtiyaçlarınızı söylediniz. Sonuç olarak, bize de doğru kurguda yeni sistemi tasarlamak kaldı. Ofiste geçen 4 aydan sonra tiptak.com için tasarım ve işlevsel kurguyu biraraya getirebildik.

Bu zaman içinde daha önce yaptığımız WEBXiBiTiON ( online sergi ), MiNiATLON DJ/Prodüktör gelişim seferberliği, daralan’da gerçekleşen sergi ve organizasyonların gelecek ayaklarını planladık. Kişisel ya da kurumsal bağlantısızlıklar nedeniyle kültür sektörünün dışında kalan sanatçı, tasarımcı, mimar, yazar,vs..vs.. gibi geniş bir kitlenin heyecan uyandıran çalışmalarıyla burada olduğunu göstermek için yeni projeler tasarladık.

En yakında 8 Kasım’da Ghetto Session’da gerçekleştireceğimiz Vector Lovers, Troubleshooter ve Dataline konseri var. Martin Wheeler ( Vector Lovers ) kendi yazdığı VST plug-in programı DR.Drone’un atölye çalışmasını konserin ertesi günü verecek. Sitedeki müzisyenlerden Dataline’ı da kendisiyle birlikte çalmak için seçti. Lokaldeki bir sanatçının, hele de piyasaya girmenin yollarını bilmediğinden duyulamayan bir müzisyenin, bilindik bir isimle sahne alması hem müzisyen için bulunmaz fırsat hem de daha nitelikli işler üretmesi için kendisine ve diğer müzisyenlere yüksek dozda motivasyon. Yurtiçi ve yurtdışı sanatçıları juri üyesi olarak tiptak.com’a davet etmeyi sürdüreceğiz. Güzel ismiyle kuratöryel bir bakış atacaklar siteye ve beğendikleri işleri görünür kılmak için bizlerle çalışacaklar.

Sanırız sizin için de estetik ve mantıktan uzak çalışmalara sanat demek bir süre sonra bıkkınlık verecektir. Bu nedenle görsel sanatlar başlığındaki işleri onaya tabi tuttuk. Keyfimize göre de iş seçmiyoruz, akademisyenler ve kendi branşlarında profesyonel sanatçılarla konuşarak hemen her disiplin için bir kriter listesi belirledik. Alınma gücenme olmasın, bunu yapmamızın nedeni de amacımızı destekleyecek nitelikte işleri görünür kılıp, standart bir portfolyo sitesinin çöplük halinden uzak durmak. Kriterleri de yüksek seviyelerde tutturmadık.

Müzisyenlerin hazırladıkları parçaları farklı versiyonlarıyla tek başlık altına yükleyebilme opsiyonunu kurguladık. Hazırlık aşamasındaki bir çalışmayı pre-release olarak sunup insanlardan fikir alma, kararsız kalınan harmonileri karşılaştırmak için farklı versiyonlar yükleme veya aynı parçanın farklı remikslerini aynı yerde barındırma gibi bütünlüğe sahip bir alana çevirdik müzik sayfalarını. Ayrıca eski sistemde bir parçanın altına yorum girmek istesek de bunu yapamıyorduk. Artık bu da mümkün, bir parça hakkındaki önerilerinizi ve eleştirilerinizi yorum olarak belirtebilirsiniz.

Elbette sadece sanatsal üretim gerçekleştiren kişilere doğru tek yönlü bir kurgu tasarlamadık. Site sahipleri de dahil üretenden daha çok tüketen insan var burada. Bu nedenle kullanıcıların beğendikleri müzik, kitap, film gibi kültürel tüketim ürünlerini paylaşabilecekleri Kafa Açacağı kısmını da sisteme ekledik. Hani “bunu beğenen, şunu da beğenir” yönlendirmesi vardır ya, işte bu bölümü o minvalde hazırladık. İnternet üzerinde beğendiğimiz linkleri paylaştığımız alanların altına yorum ekleyebilme özelliği yerleştirdik.

İlginç bir detay daha; sitedeki tüm yazıları blog başlığı altında topladık ve bu alanı üye girişi yapmayan kimse göremiyor. Nedeni malum, hem topluluk ( community ) hem de portfolyo sitesini biraraya getirirken samimiyeti arttıracak dataların izlenme psikolojisiyle zedelenmemesi isteği. Sitedeki modüllerden keyif alacağınızı düşünüyoruz. Bize her türlü eleştiri, önerileri ve kurgusal ihtiyaçlarınız tiptak[NAT]tiptak.com adresinden gönderebilirsiniz. Bu zamana kadar gelen tüm eleştirileri değerlendirerek yeni sistemi tasarladık, bundan sonra da sizden gelen her datayı işlemeye devam edeceğiz.

İyi eğlenceler ve başarılar.