Category: Blog

Ama ben rüzgarı sürmek istiyorum!

Dışarda iyiden iyiye lodos kendini gösteriyor. Kendisi çıldırmış durumda. Ben iyiden iyiye rüzgarı sürmek istiyorum yüzüme.

Arkada Last.fm Black or White ile günümü gün ederken, ben Macaulay Culkin olmayı ne kadar çok istediğimi hatırlıyorum :D

Kafam yamuk yumuk lan, herifin bi kere kafatası yumurta gibi en bilmediğin. Herif klipte ne güzel rap modunda takılıyordu. Şirin adam lan.

Dün Year One’ı izlemeye kasarken, Full HD görüntünün Osman’a göre olmadığını tekrar kanıtlamış oldum. Bir kısım gelişmeler sayesinde belki önümüzdeki yıl için enteresan açılımlara gark olabilirim. Bir de işyerinde ilk defa aradığım huzuru buldum.

Daha önceki çalıştığım yerlerdeki insanlarla da aram iyiydi, oldukça da güzel ekiplerle çalıştım ama, bu ekibin güzelliği bir başka. Ortamın IQ seviyesi yüksek olunca olay farklılaşıyor tabi. Kendini aptal hissediyorsun.

Kendimi aptal hissetmeyi özlemişim. Bir de. Evet, kafam açılmaya başlamış :(

Tork canavarı Ducati Monster 620 Dark

Siz de bir gün benim gibi tork canavarı ve kıpraşmayı titreşmeyi seven bir makineye (Ducati Monster 620 Dark) sahip olmak isterseniz benim deneyimlerimi göz önünde bulundurabilirsiniz

Sabrın sonu selamet.
Canozor lakabını taktığım (Hatta isim soyismi var, Dük Canozoroğlu) motosikleti satın aldığımda, üzerinde fabrikadan çıktığı zamandan beri değiştirilmemiş (yani gevremiş, sertleşmiş) lastikleri vardı. Haliyle yol tutmayan bu lastikler, kalkışlarda büyük problem yaratıyordu. Birinci haftanın sonunda “stop etmesin, ama kaymasın da” diyerek kılı kırk yararak yaptığım kalkışlar nedeniyle toplamda 238 defa stop ettirdim kendisini. Yeni lastik terciğimi Michelin Pilot Road 2‘den yana kullandım. Sonuç mükkemmel, ortası orta-sert, yanakları yumuşak bir lastik olduğundan kısa sürede ısınıp tam performansı veriyor ve fakaaaat. Son günlerde fark ettiğim üzere  (motosikleti de tanıdığım için artık) kalkışlarda biraz daha cesur ve agresif olmamın da etkisi olabilir, bu cihaz yine de patinajlara geliyor! Hiç affetmiyor. Neyse ki çok dengeli, çabuk toparlıyor. Özellikle kalkış sırasında “gazı kapatmak” çok yanlış. Sabrın sonu selamet, 3 saniyede değil de 5 saniyede 100km/s hıza çıkın. Ölmezsiniz :) Read more

Selam bilgisayar, nasılsın?

İlk bilgisayarıma kavuşma hikayem komiktir, hatırladıkça gülesim geliyor bak. 95’in yazında bitim kanlanmış, babama bilgisayar bilgisayar diye tutturmuştum. O sıralar Devlet Malzeme Ofisi’nin Siemens Nixdorf satışları vardı, onlardan birini evimizde her daim duran katalogdan beğenmiş ve babama göstermiştim. “Aha da bu” demiştim. Ve fakat, İskenderun’da DMO olmadığından ötürü, bunun Adana’dan alınması gerekiyordu. Nedense Adana’ya bu iş için asla gidilmedi. İlk bilgisayarımın kavga dövüşle peşinatı benim tarafından ödenerek alınan ilk vitesli bisikletle aynı kaderi paylaşacağını düşünmemiştim pek.

Her neyse, Adana formülü patladığından ötürü, İskenderun’dan satın alınabilecek bir nesne üzerine yoğunlaşmaya başladım. O sıralar İskenderun’da sadece Escort Bilgisayar’ın satış merkezi bulunuyordu. Ondan da bilgisayar almak, deveye hendek atlatmaktan çok daha öteydi. Öyle ki, sonunda pestili çıkmış olarak babam bir motosiklet mağazasının önünden geçerken. “Vazgeç oğlum bilgisayardan, sana motosiklet alalım” demişti. Gözlerimdeki parıltıyı görmeniz gerekiyordu. (Sanki ben gördüm de anasını satayım, yazmadan edemedim bu cümleyi) Zaten sonra bana ait olan ilk bilgisayara 99 yılında kavuştum. Acer Aspire’ın P3 500 MHZ ve 64 MB RAM’e sahip olan bir modeliydi. Dur lan 99’muydu acaba hakkaten? Oralar biraz muallak.

Anlayacağınız, lise hayatımda evimde pek bilgisayarım yoktu. Ancak lise 2-3 sırasında bilgisayar ve Future.NET teknolojisini evde kullanabildim, arada e-pack’i de unutmamak gerekir. Hatta evdeki odamın kapısında hala “Türkiye’de İnternet=Superonline” sticker’ı duruyordur muhtemelen. O odaya da 3 yıldır falan uğramadım neredeyse. Orada da babamın baskıcı rejimi nedeniyle, bilgisayarın kutusu annemlerin odasında dururken, kasası çalışma masamın altına konuşlandırılmış, monitörü de ayaklarımı uzattığım sehpanın altına gizleyip, üzerine de örtü çekerek saklamıştım. Geceleyin bir saatte uyanıp, yıllardır dışarda, arkadaşların evinde veya internet kafelerde, olmadı babamın müdürü olduğu okulun laboratuvarında yaptığım gibi çeşitli BBS, IRC gibi serüvenlere devam etmiş, hatta şu an hiç kontakta olmadığım Aylin hanımla tanışmama vesile olan küçük çaplı web sitesini geliştirmiştim. Oha ulan. Çok eğlenceli ve stress dolu günlerdi. CRT monitörün ışığı belli olmasın diye, kapının üstüne çarşav geçirir, alttan çıkacak ışığı da çeşitli havluyu kapı eşiğine sıkıştırarak şey ederdim. Peki sonra ne oldu? Bütün bu yan aktiviteye rağmen İstanbul Üniversitesi’ni kazandım.

O bilgisayar, İstanbul’a taşındığımda benimle birlikte geldi, ancak iki üç ay sonra yurda yerleşince, otomatikman İzmir’e, ablama hizmet etmek üzere gönderildi. İşte o dönemlerde, (2001-2003 arası) bilgisayarsız, motosikletsiz bir genç olarak, hayatında en büyük yer kaplayan iki şeyden yoksun bir birey haline geldim. Bu durum, kendimi ek$i sozluk zirvelerine vermeme neden oldu. Harbiden yapacak bir şey yok lan, düşünsene. Ne elinin altında bir bilgisayar, ne sıkıldığında gazlayabileceğin bir motosiklet. Oha!

Resmen bir sosyal patlama ve ne olduğunu şaşırmışlıkla 2002’nin Ocak ayından başlayarak, 2005’in Kasım’ına kadar yapılan her zirveye -literally- katılım sağladım. Hatta sadece İstanbul’dakiler değil, İzmir ve Ankara’da yapılan yarı gigantik ve gigantik zirvelerin hepsinde bir adet fotoğrafım görülebilir. İnanmayanlar gelsin evimde konuğum olsunlar, arşivin tozlu raflarından çıkaracağımdır. Ah, pardon yapamıyorum.

İşte, o boşluk var ya, o 2001 yılında başlayan ve bir uyuşturucu gibi etkisini 2005’e kadar taşıyan, bilgisayarsızlık ve motosikletsizlik boşluğu, şu an yarım yamalak da olsa bende etkisini gösteriyor. 8 Ağustos Cumartesi akşamı, iPhone’umu önce şarj cihazına, sonra da ses sistemine bağladığım sırada, yastığımın altına koyup, düşük ses seviyesinde müzik arşivimi dinlemeye başladığım sırada hiç tahmin etmemiştim ama, ertesi sabah odamda hiç tanımadığım bir erkekle uyanana kadar hiç hatırlamadığım -bilgisayarsızlık- boşluğuna düşeceğimi bilemezdim tabi. Acaip bir psikoloji, ne yapacağını şaşırıyorsun. Hatta adamların peşinden koşturuyorsun. Ohannez.

O zamandan bu zamana evde kullanabileceğim adam gibi bir bilgisayarım yok, sadece merickara.net’i host eden Osman (P4 3,2GHZ HT, 2GB RAM, 256MB Nvidia Quadro NVS ekran kartı) ve bir adet Philips 42 inç televizyona sahibim artık. Ve emin olun, monitör olarak bir LCD TV kullanmak hiç eğlenceli değil.

Neyse ki açılan boşluğu dolduracak bir çift tekere sahibim. O da olmasa, galiba şu yaşımda kafayı yerdim. Uzun bir süre bilgisayar satın almayı gerçekten düşünmüyorum, çünkü evde bir bilgisayar olmayınca, ne kadar çok süreyi kendime ayırdığıma hayretle bakıyorum şu an.

Merhaba, ben Meriç. 26 yaşındayım, boş zamanlarımda Ducati’m ile gazlıyorum. Bilgisayarım yok ancak, bir reklam ajansında ön yüz geliştirici (front-end developer) olarak çalışıyorum.

TTNet bunu okuyosan hoşsun olm

Bu postu Türkiye’de İnternet’i pamuk ipliğine bağlayarak 4 megabitlik sınırsız bağlantımla 50 megabaytlık bir dosyayı tam tamına 3 saatte download etmeme olanak tanıyan hipersonik servis sağlayıcımız TTNet’i protesto etmek amacıyla yazıyorum. Bana evrenin en yavaş İnternet’ini en yüksek fiyatla sunan TTNet, sevgili Arap kardeşim. Öncelikle mesaa el-khair, sonra da m’easselame ve fakat, bunu okuyorsan hoşsun olm hoş!

Bir tavsiye.

Sabahin bir saati gozunuzu actiniz, hic tanimadiginiz birisi yastiginizla hasir nesir durumda ve sizin uyanmis olmaniz nedeniyle paniklemis gorunuyor. Evet evinizde bir hirsiz var. Yaz ayi oldugu icin don gomlek vaziyetteyseniz size ne yapmamaniz gerektigini soyleyecegim.

Birakin kacsin gitsin, o an farkinda olmuyorsunuz o anin gaziyla herifin / heriflerin pesinden kosabiliyorsunuz ama bunu gercekten yapmayin, bir kere sayica ustunler, yakalasan ne bok yiyeceksin yani. Hele bir de gozunuz bozuksa, gozlugunuzu de almaya firsat bulmadan adamlar pencereden atlamis oluyor. Gozluksuz pesinden kostugunuz zaman ise hicbir ise yaramiyor cunku adamin esgalini falan gormuyorsunuz. Bir de ciplak ayakla yerlerdeki kiymiklar pek eglenceli degil. O anki adrenalin patlamasi gaza getirmesin. Oturun sakin olun biraz, yatagin yanindaki gitari fark ettirmeden alip herifin kafasina gecirmek daha guzel bir cozum olabilir mesela… Ama konumuz bu da degil…

Adamlarin pesinden sakin kosmayin, sabahin 6 si sayilacak bir saatte hem bagirarak, hem de yari ciplak bir sekilde kosarak hem mahallenin delisi gibi gorunursunuz, hem de ertesi gun hem soguk hem de bagirmanin etkisiyle sesiniz hungur hungur aglayan Gulben Ergen sesine donusur. Yoruldugunuzla kalirsiniz.

Benden soylemesi.

Veda hutbesi

ntvmsnbc’den ayrılırken, iş arkadaşlarıma şöyle bir mesaj atmışım, denk gelince bir hislendim böyle.

Sevgili iş arkadaşlarım, yöneticilerim ve Maslak’lılar;
Kiminizin bildiği, kiminizin henüz öğreneceği üzere, önümüzdeki hafta, NTV binasında geçirdiğim son hafta olacak. 8 Haziran tarihinden itibaren, eski iş arkadaşınız / çalışanınız / “ya tanıyorum bunu da kimdi bu” ünvanını gururla taşımaya başlayacağım.
İş bu sebepten, selam sabah sorma, helpdesk ve çeşitli iletişiminiz için kullanabileceğiniz iletişim kanalları aşağıdaki gibidir:

e-posta: xxxx@merickara.net
Google Talk: xxxxx@merickara.net
Windows Live Messenger: merickara@xxxx.com
Tel: 0 532 386 xx yy

Hepinizle aynı koridorlar, yemekhane, servis ve çeşitli ortamlarda nefes alıp verdiğim için kendimi en üst seviyede şanslı ve mutlu olarak adlediyorum.

Ailenizin Teknoloji Editörü;
Meriç.

Kişisel casus uydularda damping!

Interorbital Systems adlı bir firma, özellikle benim gibi “acaba şu an ne yapıyordur, yeni sevgili yaptı mı, benden yakışıklı mı” diye kafayı yiyen manyaklara yönelik bir indirime gitmiş! PopSci‘da gördüm hemen yetiştireyim dedim.

Demek hamburger yemeye gelmezsin... Görürsün sen!
Demek hamburger yemeye gelmezsin... Görürsün sen!

TubeSat adı verilen ürün, yeryüzünün uydudan görüntülenmesine olanak tanıyor, ister video ister fotoğraf çekimini bilgisayar ve internet yardımıyla kolayca kullanılabilen mu muhteşem alet sadece 8 bin dolar. Hem de fırlatma ücretsiz!

Yeteneklerini sıralamayı unutmayalım!

  • Uzaydan yeryüzünü izleme, video ve fotoğraf
  • Yeryüzündeki manyetik alanı ölçümleyebilme
  • Yörünge durum raporlama (sıcaklık, basınç, radyasyon, potansiyel sevgili boyu)
  • Yörüngedeyken işlemci, anakart, fotoğraf merceği gibi donanımın test edilebilmesi, (yörüngede bozulunca ne yapıcaksak artık)
  • Biyolojik deney yapabilme (şimdi ilginç oldun sen)
  • Yörüngeden reklam yapabilme. (Spam’de yeni boyut, uzaydaki yıldızları izlemek isteyen amatör astronomlara dilerseniz reklam yapabilirsiniz. Nasıl oalcaksa artık)
  • Özel e-posta.

TubeSat kitini satın alanlara da şunlar veriliyormuş: yapı malzemeleri, güvenlik donanımı, güneş panelleri, bataryalar, güç yönetim donanımı ve yazılımı, verici ve alıcı, antenler, mikrobilgisayar ve gerekli programlama donanımı. Bunları 8 bin dolara 2010’dan itibaren satın alabilecek herkes kendisi yapacakmış kendi uydusunu. Fırlatma ise NEPTUNE 30 ile yapılıyormuş. Tonga’dan fırlatılacak NEPTUNE 30 ile tek seferde 32 TubeSat fırlatılabiliyormuş. Yani aleti alacaksınız, kendiniz yapacaksınız, sonra vericeksiniz Interorbital Systems’e, onlar gidecek NEPTUNE 30’a koyacak ve fırlatacak. İsterseniz kendiniz fırlatın, daha eğlenceli olur diyor firma.

Valla 2010’a kadar yüz vermezse, ben biliyorum yapacağımı. Alıcam bunlardan bir tane, 24 saat takip edicem. Evine giren olursa gidip vurucam ibneyi. Andım olsun.

İstanbul’dan İzmir’e Scooter ile gidilir mi?

Bu soruya kocaman bir “evet” cevabıyla karşılık veriyorum.

26 Haziran Cuma sabahı rahatsız uyandım. Fiziksel olarak değil ancak kafamı boşaltmak için birşeyler yapmak istiyordum bir iki gündür ve bunun en iyi yolunun kimse tarafından rahatsız edilmeyeceğim uzun bir yolculuk olduğuna karar verdim. Macera bu şekilde başladı. İstanbul’dan Prag, İngiltere vb. uzak mesafeleri periyodik olarak Suzuki DL650 V-Strom’u ile kat eden Murat‘a, sabah sorduğum “uzun yol için ne tavsiye edersin” sorusuna verdiği cevaba istinaden ilk hazırlıklara başladım.

Read more

Tekerlek ve motor üzerine!

Cuma günü, Barbaros bulvarından aşağıya saatte 60 km hızla inerken, birden şerit değiştirirken çizgiler üzerinde dans ettiğimi fark ettim. Daha önce, yani yıllar önce bisikletle başıma gelirdi, bu gibi şeyler lastiklerin basıncı azaldığı zaman olur.

Emin olmak için yavaslayıp bozuk satıhlardan geçmeye çalıştığımda, motorun bu kez gaza yavaş tepki verdiğini ve çok ağırlaştığını fark ettim. Motosikletten inip, tekerleri kontrol ettiğimde arka tekere bir çivi/vidanın saplandığını gördüm ki, Barbaros bulvarı gibi işlek bir caddede o büyüklükte bir çivinin varlığını, hem de yolun ortasında, gerçekten halen algılayamıyorum!

Piaggio X9 Evolution'da fabrika yine bir İtalyan markası olan Pirelli'ye güveniyor.
Piaggio X9 Evolution'da fabrika yine bir İtalyan markası olan Pirelli'ye güveniyor. Ancak bu İtalyan güzeli de çivi ve vidalara karşı koyamıyor.

Read more